Gece şahini ,tatbikatı..

Gece saat tam 03:00’te düğmeye basılacak ve “Gece Şahini” devreye alınacaktı.
1-2 dakika içinde de oluşturdukları muazzam enerjiyle Marmara’nın altındaki tektonik
tabakayı zayıf yerlerinden kırıp aylardır oluşan basıncı dışarı atacaklardı…
Ama o gece bir şeyler yanlış gitti…
Aşağıdakiler, bir “komplo teorisi” mi yoksa bir “fesat” mı, karar okuyucunun.
17 Ağustos 1999, Gölcük.
Saatler gecenin üçüydü ve insanlar can havliyle kendilerini evlerinden dışarıya atarken
sanki bir kıyameti yaşıyor gibiydiler.
Ali Kırca’nın yönettiği “Siyaset Meydanı”nda enkazdan kurtarılan bir bayan şunları
söylüyordu:
“O gece ne olduğunu bilmiyorum ama bildiğim bir şey var ki bu depremden farklı bir
şeydi.”
Bir iddiaya göre depremden hemen önce Gölcük’ten Avcılar’a kadar geniş bir alanda
görülen “Ateş Topu” ile ilgili bilimsel bir açıklama yapılamıyordu.
Bir takım teoriler ortaya atılmaya başlandı.
Kimine göre Ruslar bomba patlatmıştı.
Türkiye'nin En Uzun ve En Yıkıcı 45 Saniyesiydi: 17 Ağustos 1999'da  Hayatını Kaybedenler Anılıyor - onedio.com


Kimine göre de Yugoslavya’ya atılan bombaların yerkabuğunun dengesini bozması
sebebiyle depremin gerçekleştiğini söylüyordu.
Hatta bazılarına göre işi PKK bile yapmış olabilirdi.
Nitekim CNN televizyonu Başbakan Bülent Ecevit ile yaptığı bir röportaj sırasında
“Depremin arkasında PKK mı var?” sorusuna “Sanmıyorum” cevabını vermişti.
Oysa bu sorunun doğal yanıtı “Siz ne saçmalıyorsunuz, depremle PKK’nın ne alakası var?”
olmalıydı.
Bu soruya verilen cevap, akıllara, PKK’nın deprem oluşturabilme ihtimalinin olduğunu
düşündürdüğü gibi, yapay depremlerin de olabileceği sonucuna götürmektedir.
Bu teoriler arasında akla en yatkın olanı Future Times’ta yayınlanan araştırma dizisinde yer
alan hikâyeydi.
Bu senaryoya göre, San Andreas fay hattında meydana gelebilecek büyük bir depremin
Amerikan ekonomisine çok büyük zarar vereceğini bilen ABD, yerkabuğundaki değişimleri
izleyerek, daha deprem oluşmadan tektonik katmanlar arasında artan basıncı değişik
noktalardan patlatıp boşaltarak, büyük depremi küçük depremler haline dönüştürmenin
yolunu bulmuştu.
Yıllar önce Sırp asıllı Amerikalı bilim adamı mucit Nicola Tesla tarafından geliştirilen bu
“düşük frekanslı elektromanyetik ısınımla yüksek enerji nakli” tekniğini, hem Ruslar hem
de Amerikalılar uzun zamandır bir silah olarak kullanmanın yolunu arıyorlardı.
Bu yöntemle, çok uzaktan, hatta uzaydan geniş alanlarda tahribat yapabileceklerdi.
Ancak Pentagon yıllardır çok güçlü bir silah geliştirmek amacıyla üzerinde çalıştığı bu
projeyi, bir yandan da barışçı “Deprem İndirgeme” sistemine uygulamak suretiyle tepkileri
azaltmayı ve fon-lama devamlılığım sağlamayı amaçlıyordu.
Bu nedenle proje önce Avustralya’nın çıplak ve seyrek nüfuslu kırsal bölgelerinde
denendi ve geliştirildi.
Daha sonra bunun deprem denenmesine geldi sıra.
Değişik zamanlarda Kafkaslar’da, Okyanus tabanında ve Güney Amerika’daki Ant
dağlarında tektonik uyarılar verilmek suretiyle endüktif deprem yaratma konusunda
büyük adımlar atıldı.
Bu araştırmalar, Amerika’da HAARP ve diğer askeri tesislerin kumanda merkezlerinde
yürütülüyordu.

17 Ağustos 1999 depremi | Görülmemiş travma, görülmemiş acziyet - Diriliş  Postası
Bu sırada, Türkiye, Japonya ve benzeri deprem bölgelerinde de sismik ağ şebekeleri
kurularak bu bölgelerin tektonik verilerini saniyesi saniyesine devasa bilgisayarların
kayıtlarına gönderilmeye başlandı.Ve gün geldi bu sistem Türkiye’de denenmek istendi.
Bölge zaten yıllardır bu amaçla sismik espiyonaj altındaydı.
Nitekim gelişmeleri dikkatle takip edenler, depremden hemen sonra, Türk Telekom’un
Türkiye’nin sismik bilgilerini Pentagon’a ileten NATO Üssü’nün iletişimini nasıl kestiğini ufak
puntolarla gazetelere düşen haberlerden hatırlayacaklardır.
ABD’nin asıl hedefi, Kuzey Anadolu fay hattındaki deneyden elde edeceği tecrübe ve
bulguları, San Andreas fay hattına uygulamaktı.
Bu iş yine çok yüksek askeri gizlilik taşıdığından yürütme işi İsrailli uzmanlara verilmişti.
Gerekli makine ve donanım gizlice denizaltılarla Gölcük Üssü’ne getirilerek oradaki,
yeraltı, denizaltı korunaklarına kuruldu.
Türk makamları durumdan detay bazda haberdar değildi.
Deney başarılı olacağından sonunda kimse normal dışı bir şeyin olduğunu fark
etmeyecekti.


Bu amaçla “Gece Şahini Tatbikatı”nın gece saat 03:00’te başlaması planlandı.
Gece saat tam 03:00’te düğmeye basılacak ve “Gece Şahini” devreye alınacaktı.
1-2 dakika içinde de oluşturdukları muazzam enerjiyle Marmara’nın altındaki tektonik
tabakayı zayıf yerlerinden kırıp aylardır oluşan basıncı dışarı atacaklardı.
Böylece büyük bir deprem önlenmiş olacaktı.
Ama o gece bir şeyler yanlış gitti doğa kendini yönetmek isteyenlerden bir kez daha
intikam almıştı.
45 saniye süren deprem, beklenenin 10.000 kat üstünde bir güçle gelmişti.
Zayıflayan ve titreyen elektrikler geri geldiğinde, gece saat 03:05’i gösteriyordu.
Daha birkaç dakika öncesine kadar korunağın içinde şampanya patlatmayı bekleyenler,
şimdi korkudan buz gibi donmuş, hareketsiz ayakta duruyorlardı.
Kimsenin ağzını bıçak açmıyordu.
On binlerce insan, çoluk çocuk, enkazın altında can çekişiyor veya cansız yatıyordu.
Bu tarihin en büyük felaketiydi; hem de insan eliyle yaratılan…
İşte o andan sonra çantalardan çıkan “Q planı” çalışmaya başladı.
İlk önce bölgedeki tüm haberleşme ve elektrik enerjisi felç edildi.
Kimsenin birbiriyle haberleşmesi istenmiyordu.
Cumhurbaşkanı bile sabahleyin “Benim de telefonum kesikti,” şeklinde garip bir açıklama
yaptı. Cumhurbaşkanı ve Başbakan şaşkındı.
Saatlerce “Üzgünüz” bile diyemediler.


4 dakika içinde İsrail Başkanı Barak ve Birleşik Devletler Başkanı Bill Clinton ile irtibat kuruldu. O anda İsrail’de Ben Gurion’un Lod askeri havaalanından 4 adet savaş uçağı, savaş
uçağı eşliğinde iki nakliye uçağı havalanıyordu.
2 dakika sonra da İsrail Deniz Kuvvetleri ve NATO Güney Deniz Saha Komutanlığı’na bağlı
tüm birlikler DEFCON-4 acil durumuna geçirildi.
Amerikan 6’ncı filosuna bağlı gemiler de rotalarını İstanbul’a çevirmek için Pentagon’dan
emir aldılar.Bu arada devreye Avrupa ülkelerinin liderleri de giriyor ve belki de onlardan da Türkiye
için sözler alınıyordu. Yunanistan bile harekete geçirilerek Türkiye’ye olan düşmanca
tutumuna son vermesi sağlanıyordu.
Tüm batı başkentleri hareket halindeydi, panik yoktu.
Her şey kontrol ve koordinasyon altındaydı; bir tek Türkiye dışında.
İsrail askerleri ve üst düzey subaylar o gece Gölcük’te ne arıyorlardı?
Bu devir teslim töreni her yıl yapılan rutin bir ulusal törendi.
Uluslararası bir kimliği yoktu.
Bunun nedenini şimdi daha iyi anlıyoruz.
Hiç kimse bu güne kadar hiç katılmadıkları bu devir teslim törenine neden katıldıklarını
sormadı.Ya şaşkınlıktan, ya da telaştan, enkaz altında kaç İsrail askerinin öldüğü, kaçının yaralandığını da sormadı. O felakette kaç İsrail askerinin öldüğünü ne Genelkurmay yayınladı ne de İsrail böyle bir bilgiyi açıklamak nezaketinde bulundu.
Herkese verdikleri imaj ise oraya bize yardım için geldikleriydi.
Hemen bir hastane kurdular.Esas enkaz altındaki askerlerini ve önemli askeri malzemeyi çıkartarak götürmekti.
Biz de “Bak şu İsrail’e helal olsun, hemen yardımımıza koştu” diyerek sevindik.
Sabah saat 03:05 ile 06:30 arasında batıda bu hareketlilik yaşanırken bölgede de çok hızlı
ve çok gizli askeri hareketlilik hakimdi.
Ancak herkes kendi derdine düşmüş olduğundan bu olağanüstü gizli operasyondan
kimsenin haberi olmuyordu. Böylece bu işi planlayanlar gecenin karanlığından da yararlanıp denizaltından parçaları yüzeye vuran Tesla makinesinin kalıntılarını toplayıp, yer altı ve yerüstündeki tüm izleri yok
etmeye çalışıyorlardı.
Ve bölgeye son hızla gelen Rus araştırma gemisi dahi sabah saat 06:30’da bölgeye
vardığında, havanın aydınlanmasıyla birlikte etrafta delil olabilecek tek bir cisim bile
kalmamıştı.


Denizaltında oluşan radyasyon anlaşılmasın, dibe çöken kalıntılar araştırılmasın ve
patlama sonucu meydana gelen denizaltı krateri ve çukur ortaya çıkarılmasın diye bu
bölge derhal askeri karantinaya alınarak dalışa yasak bölge ilan ediliyordu.
Ancak bütün bu temizlikler yapıldıktan sonra Ecevit ve daha sonra da Demirel’in bölgeye
gitmesine izin veriliyordu.Amerika tüm imkanlarını seferber etti.
Clinton Amerikan halkından Türkiye’ye yardım etmesini istedi.
Kasım’da Türkiye’ye geleceğini ilan edip Ecevit’in de bu arada Amerika’ya (belkide
binlerce şehidin diyetini konuşmaya) kendini ziyarete geleceğini haber verdi.
İlk anda çok yadırgadığımız Sağlık Bakanı Osman Durmuş’un “Yabancılara tek bir hastabile vermem,” demesini,
ABD Deniz Kuvvetleri’ne ait yüzer hastanede tek bir insanın bile
tedavi edilmediğini, 750 ton yardım malzemesiyle yüklü bir İsrail gemisinin üç gün süreyle
gümrükte tutulmasını şimdi yadırgayabiliyor musunuz?

KOMPLO TEORİLERİ – Erol Mütercimler-

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir