Yusuf Kaplan’dan çarpıcı ‘AK Parti’ yorumu: Tayyip Bey bunların gitmezse başımız belada

Yazar Yusuf Kaplan ile Türkiye’nin beka meselesi, Türkiye’nin İslam dünyasındaki önemi, ülkemizde mankurtlaşan kültür ve sanat dünyası, genç kuşakların ruhunun kaybedilmesi üzerine konuştuk. Türkiye’de cellâdına âşık aydınlar, akademisyenler dolayısıyla entelijansiya olduğu müddetçe, Türkiye’nin bekasını asla garanti altına alamayacağını söyleyen Kaplan,”Türkiye, dünyada sömürgeleştirilemeyen tek ülke ama yine kendi kendini sömürgeleştiren tek ülke, zihnen sömürgeleşmiş bir ülke. Eğitim sistemi, sömürgeci bir eğitim sistemi. Benim medeniyet ruhumu, dinamiklerimi,

iddialarımı, ideallerimi öğretmiyor ki benim çocuklarıma. Baştan sona kadar aşağılık kompleksi aşılıyor. İslam’dan arındırılmış, benim tarihi derinliğimi çöpe atan insan tipinin, bir genç kuşağın yetiştirilmesi ne demek? Bu toplumun temeline dinamik koymak demek. Kendi medeniyet dinamikleri üzerinden iddiaları, idealleri üzerinden eğitim, kültür ve sanat sistemini, medya rejimini kuramayan bir toplum kendi mezarını kazıyor demektir. Batılıların sömürgeleştirmesine, gelip işgal etmesine falan gerek yok. Türkiye içeriden zihnen işgal edildi.” dedi

Siyasi sosyolojimiz değişiyor..Seçim sonuçlarını Batı ‘İslamcılar kaybeti’ şeklinde yorumluyor. Hatta Yunan medyası ‘Ayasofya kurtuldu’ dedi. Siz bunu nasıl yorumluyorsunuz? Beka meselemiz buradan apaçık anlaşılabilir mi?Aslında ben Türkiye’de seçimin sonuçlarına ilişkin yapılan şimdiye kadarki okumaları biraz sığ buldum. Günü birlik çok ayartıcı okumalar yapıldı. AK Parti biz kazandık diyor, CHP biz kazandık diyor. Bazı yorumcular da hem AK Parti kazandı hem CHP kazandı hem MHP kazandı diyor. Hem AK Parti kaybetti hem CHP kaybetti falan. Oy oranlarına baktığınızda AK Parti kazandı, büyükşehirlere baktığınızda AK Parti kaybetti hikâyesi. İyi de bütün bu sonuçlar bizim için ne anlam ifade ediyor? Asıl uzun soluklu okumaları yaptırmayı gerektiren, üzerinde durulması gereken meselenin ilki, Türkiye’nin siyasi sosyolojisi değişiyor. 20-30 sene öncesine kadar %75-25 oranında muhafazakâr-sol dengesi vardı. Bu oran 10-15 sene öncesine kadar %70-30 oldu. Bu seçimlerde % 60-40 olarak gerçekleşmiş durumda. Önümüzdeki birkaç seçim sonra yani yaklaşık 20 yıllık zaman içinde bu oran tersine dönerek muhafazakâr oran % 40; sol-seküler kesimlerin oranı ise % 60 olacak. Türkiye’nin asıl beka meselesi burada gizli. Türkiye genç kuşaklarını kaybediyor, geleceğini kaybediyor, bunun anlamı budur. 15-25 yaş arası kuşağın, AK Parti’nin dünyası, dolayısıyla bu toplumun İslami değerleriyle, idealleriyle herhangi bir alakası yok. O zaman 17-18 senedir niye bu ülkenin Müslümanları iktidarda? Nasıl bir iktidar bu? İslam herhangi bir şey değil. Bu toplumun ruhu, ruh kökleri, bizim tarih yapmamızı mümkün kılan dinamik o.

Bin yıl önceki hikayeyi yeniden yaşıyoruz..Biz, Müslüman olduktan sonra tarih yapmaya başladık. Sadece kendi tarihimizi değil, İslam tarihini değil aynı zamanda dünya tarihini yapmaya başladık. Bin yıldır hem İslam hem de dünya tarihini şekillendirdik. Biz, Müslüman olduktan sonra olduk. Ne olduysa biz Müslüman olduktan sonra oldu. İslam dünyası peri perişandı. Haçlı saldırıları, Moğol saldırıları, içeriden mezhep çatışmaları… İslam dünyası dışarıdan gelen saldırılarla boğuşurken bir de özellikle Şia üzerimize bela oldu. Ondan sonra Haşhaşiler dalgası, tam şuan yaşadığımız hikâye. Bin yıl önce yaşadığımız hikâyeyi şuan yine yaşıyoruz. Bunun teorik olarak sistematik bir şekilde izah edilmesi lazım. Bu bin yıl önce, özellikle 700-800 yıl önce kıvamını bulan, nihai noktasına ulaşan birinci büyük medeniyet krizi. Bu krizde Türkler, Müslüman oldu ve dolayısıyla gelen haçlı saldırıları Eyyübilerle birlikte püskürtüldü. Türklerin Müslüman olmasından sonra hem İslam dünyası toparlandı hem haçlı, Moğol saldırıları def edildi. İslam dünyası, Selçuklular dolayısı ile Osmanlılar üzerinden toparlanıp ehl-i sünnet omurgayı kurarak İslam’ın, insanlık tarihinin akışını değiştirecek bir yolculuğa çıkmasını sağladılar.

İran’ın önünü açıyorlar..Şuan 2 asırdır yaşadığımız ikinci büyük medeniyet krizi. Burada da sürekli batılılar dışarıdan saldırıyorlar. Osmanlı’yı çökerttiler, Arap dünyasını paramparça ettiler, İran’ı hazırlıyorlar. İran’ı mağdur duruma düşürerek önünü açıyorlar. Ayetullah Humeyni’yi Paris’ten uçağa bildirdiler, getirdiler devrim yaptılar. Müdahale etmediler İran’daki devrime. Mısır’da halkın oylarıyla seçilmiş yönetime izin vermediler, darbe yaptılar. Burada İran’ın önünün açıldığını dolayısı ile ehl-i sünnetin önünün tıkandığını görmemek için aptal olmak lazım,olup bitenleri anlayamayacak kadar salak olmak lazım ya da birilerine çalışıyor olmak lazım zihnen, beynen satılmış olmak lazım. Buradan ben mezhebi bir okuma yapmıyorum ki. Adamlar 100200 sene sonrasını düşünüyor. İslam dünyasını kim toparlayabilir? Dün kim toparladıysa o; ehl-i sünnet. İslam dünyasının omurgası zaten ehl-i sünnet. Burası parçalanmış, birleşsin bırak da değil mi? Birleşmesin diye, iyice paramparça olsun diye bütün Arabistan yarımadasına, Yemen’e kadar İran’ı yerleştirdiler. Suriye, Irak, Lübnan, bütün körfez ülkeleri gitti, işgal ettiler.

Erdoğan’ı yalnızlaştırıyorlar…Beka meselesi, kısa, orta, uzun vadeli, içeri ile dışarı ile irtibatlı boyutları olan, çok karmaşık bir mesele. Bunu seçimler üzerinden parti politikalarına malzeme yapamayız. Türkiye’nin, medeniyet coğrafyamızın geleceği, dünyanın geleceği ile ilgili bir meseleden bahsediyoruz. Biraz daha uzun soluklu baktığımızda söylediğim çerçevede bütün Afganistan, Pakistan, Bangladeş’i perişan ettiler, Irak’ı, Suriye’yi cehenneme çevirdiler, Mısır gitti. Bugün Sudan’da darbe yaptılar. Bir şekilde Erdoğan’ın iyi ilişki kurduğu adamların hepsini temizliyorlar, o ülkeleri karıştırıyorlar. Bütün her yeri çökerttiler, Türkiye’yi çökertemediler. Burada Tayyip Bey’in doğrudan gösterdiği dirayetin bir şekilde sisteme meydan okuyan iradesinin rolü var. Dünya 5’den büyüktür derken aslında sistem içinden bir meydan okuma yani ‘mevcut sistem gitmiyor bu sistemi değiştirmek zorundayız’ diyor. Sistemi içeriden değiştirelim diyor dışarıdan değil. Dışarıdan değiştirelim dese zaten terörist ilan ederler. Hala Işid destekçisi falan diyorlar. Hâlbuki o örgütleri, Daeş’leri, El-Kaideleri falan kuran kim? Emperyalistler, batılılar. Kullanıp kullanıp kaldırıp atıyorlar. Deaş ile mücadeleden kökünü kazıyan kim? Biziz.

Kendimizi tanımıyoruz..Bakın şimdi Tel Aviv Üniversitesi’nden profesör bir kadın Osmanlı’da Bilim diye bir kitap çıkardı. Böyle bir çalışmayı Türkiye’den kimse yapamaz. Bütün ezberleri bozan bir kitap. Kitabın dörtte biri kaynakça. Nasıl oluyor da bir Yahudi böyle bir şey yapabilir? Bize, ‘artık gerçek ne ise söylemenin zamanı ama gerçekleri de bizden öğreneceksiniz. Biz sizin hocalarınızız’ diyor. Tel Aviv’in, İsraillilerin, Yahudilerin söylediği şey bu. Bizden öğreneceksiniz diyor. Kaynaklarının önemli bir kısmı İbranice. İbranice öğreneceksiniz diyor. Osmanlı’yı, kendini öğrenmek istiyorsan gidip İbranice öğreneceksin diyor. Beka sorunu bu işte. Kendini tanımıyorsun sen. Kendi çocuklarını tanımıyorsun.

Türkiye’nin düşmesi İslam dünyasının düşmesi demek..Abdülhamid gibi bir dâhiyi aşağıladılar. Böyle aşağılık bir şey var mı? Ne yapmak istiyorsun? Meşrulaştırmak için. Çünkü Abdülhamid İslamcılığı temsil ediyor, İslami ruh köklerini, Osmanlıyı temsil ediyor, çok büyük projelerin adamı, deha. Yani hayal gücü, iddiası büyük bir adam. Medeniyet iddiası var adamın. Senin neyin var? Sen medeniyet iddiasını inkâr ediyorsun, yıkıyorsun. Dolayısıyla kendi kendini sömürgeleştiriyorsun. Batılıların dışarıdan fiilen sömürgeleştiremedikleri, işgal edemedikleri bir ülkeyi sen içeriden zihnen sömürgeleştiriyorsun. Bundan iyisi var mı? Biz Yunanlılarla mı savaştık? Biz aslında Yunanlılarla falan savaşmadık, İngilizlerle savaştık. Ama bunu anlatmıyor ki kimse. Beka meselesi bu. Kendi tarihini bilemeyen, kendi tarihini çarpık öğrenen, kendi yakın tarihinde ne yaşadığını bilemeyen bir toplum geleceğe nasıl yürüyecek? Bakın ben insanlarla isimlerle falan uğraşmıyorum. Türkiye’nin kaderiyle oynadılar, bu toplumun kaderiyle oynadılar. Dolayısıyla bu İslam dünyasının kaderiyle oynamak demek. Türkiye’nin düşmesi demek, İslam dünyasının düşmesi demek, Türkiye’nin İslam’dan arındırılması demek. Sekülerleştirilmesi, laikleştirilmesi demek. Eğitim sisteminin, kültür, siyasi, ekonomik sisteminin İslam’dan uzaklaştırılması, arındırılması, kendi kendini sömürgeleştirmesi dolayısıyla iddialarını yitirmesi, tarih yapacak, tarihin akışını değiştirecek büyük ideallerini kendi elleriyle yok etmesi demek. en dışarıda yaşayan şizofren tipler yetişmesi demek. Zaten şu an onu yaşıyoruz.

“AK Parti AKP’lileşmemeli”  “Gelinen noktada İslami kesimlerde de bu zihni sömürgecilik sürüyor. Oraya da sirayet etmiş durumda. İslami kesimlerde müthiş bir sekülerleşme, batılı hayat tarzı hikayesi var. Konforizm, rantçılık almış başını gidiyor, duyarsızlaşıyor, bacak kadar bebeler kibrinden geçilmiyor. Bu ne ya? Beka meselesi bu. Senin İslam’ı adam gibi temsil etmen lazım. Sen AKP’lisin AK Partili falan değilsin. AK Partinin en büyük rakibi AKP’dir. AKP ne demek? Rant, kibir, duyarsızlaşma. Mücahit olarak yola çıkan insanların zamanla müteahhite dönüşmesi sonunda da her şeye müsaite dönüşmesi. Bu AKP’dir işte. Bu sadece AK Parti’nin değil Türkiye’nin altını oyuyor. Tayyip Bey bunların üzerine gidemez ise başımız belada. Bunlar yiyici.”

Kaynak: Diriliş Postası

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir